Üye girişi - Üye Ol  
  Anasayfa |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Anasayfam Yap | İletişim 3 Eylül 2014 Çarşamba  09:57 
 
    Dernek  
    Yönetim Kurulu
    Denetim Kurulu
    Kültür - Tarih  
    Tarih
    Geleneklerimiz
    Nogay Yemekleri
    Nogay Müzik & Video
    Foto Galeri  
    Ziyaretçi Defteri  


Haber
 
Kazaklarda Destanlar ve Er Sayın Destanı
Nogaylı Manas - Sarı Nogay Er Manas
ESKİYENİ AYLIK ŞEHİR KÜLTÜRÜ DERGİSİ - Kırım Özel Sayısı
GÖÇLER VE ZAMAN İÇİNDE ERİYENLER
TOPLANTI-2
AYLIK ŞEHİR KÜLTÜR DERGİSİ
Vefat
TANIŞMA TOPLANTISI
facebook hesabındanda takip edebilirsiniz
TANIŞMA TOPLANTISI
Kazakistan caz konseri
Vefat
DUYURU
Nogay Türkleri 2. Uluslararası Bilgi Şöleni
Türkolog HİROAKİ Eskişehir Nogay Türkleri Derneğini ziyaret etti
Köstengilde Sabantoy Şenliği Hazırlık Toplantısı Yapıldı
Nogay ve Kırım Türkleri Sözlü Tarih Belgeseli Eskişehirde tanıtıldı
Türkiye’de Kırım Tatarları ve Nogaylar


 
Türkiye’de Kırım Tatarları ve Nogaylar
Türkiye’de Kırım Tatarları ve Nogaylar
21.1.2007 
Kaynak : Uluslararası Kırım Komitesi
Yazar : Professor Henryk JANKOWSKI
Tercüme : M. Aziz SÜTBAŞ
Professor Henryk Jankowski tarafından yapılan çalışma aynı başlıkla Türk Dilleri Araştırmalarında görülenin biraz eklenmiş bir versiyonudur. [Türkçe Diller Üzerine Araştırmalar] 10 (2000): 113-131, Yayınlayan: Sanat Kitabevi, Ankara, Türkiye. Bu yazının bir Polanyaca versiyonu Rocznik Tatarów Polskich’de yayınlanmıştır. (Polonyalı Tatarlar Dergisi), sayı. 6, 2000, 118-126. İzin alınarak Şubat 2002’de ICC Web sitesine gönderilmiştir.
 
TÜRKİYE'DE KIRIM TATARLARI VE NOGAYLAR
Henryk Jankowski*
 
Mevcut yazı 31 Ağustos ve 30 Eylül 1997 yine 13 Ocak ve 7 Şubat 1998 tarihleri arasında Türkiye’de Kırım Tatarları ve Nogayların yerleştiği bölgelerde yapılan saha çalışmasının kısa bir raporudur. [1] Saha çalışmasının temel amacı ileride derlenmesi planlanan bir Tatarca-İngilizce sözlük için dil materyalleri toplamaktı. Yazı Tatar [2] ve Nogay toplulukları hakkındaki notları, figürleri, dağılımları, dil farklılıklarını ve etnik yapı ile kültür üzerine birkaç bakış açısını içermektedir.
 
1. Tarihi Altyapı
 
Bilindiği gibi, Türkiye’nin Kırım ve yakın topluluklar ile bağlantıları yüzyıllara uzanmaktadır ve bunlardan bazıları ile fazla, bazıları ile daha az bağlantılı idiler. Türkler Kırıma göç etti, yarımadanın güney kıyılarına yerleştiler ve birçok Tatar eğitim veya sığınma amacıyla Türkiye’ye gitti. Rusların 1783’te Kırım’ı ilhak etmesinden sonra kitlesel bir göç başladı. Fisher’in tahminine göre (1978: 78) 1783-1784 yıllarında yaklaşık 8.000 ve 1785-1788 arasında yaklaşık 100.000 Kırım Tatarı anavatanını terk etti. 1860’larda 181.177 insanın göçüyle diğer büyük göç dalgası bunu takip etti. (Sekerinskij 1988: 91). Çıkışlar ihtilale ve Sovyetler Birliği’nin kurulmasına kadar devam etti. Komünist rejim altında, 1918-1941, yılları arasında, sadece küçük bir sayıda Tatar toprak sahibine istenmediği halde toprağını terk etme izni verildi. Ancak kaç kişinin Kırım’dan yasadışı yollarla kaçtığı bilinmemektedir. Değişik hesaplamalara göre, Sel (1996: 12) 1785- 1800 yılları arasında çıkışların tahmin edilen sayısı yaklaşık 500.000 olmaktadır. 1815, 1818 ve 1829 yıllarında ilave bir 200.000 ve 1860’larda 227.627 insanın Kırım’dan koptuğundan bahsedilmektedir. Bu tahmini sayılar Sekerinskij tarafından temin edilmiştir.
 
Tatarlar doğrudan deniz yoluyla veya günümüzde Romanya ve Bulgaristan olan Dobruca’dan Türkiye’ye gitti. Göç edenlerin hepsi Türkiye’ye yerleşmedi. Bazıları Dobruca’da kaldı. Günümüzde yaklaşık 45.000 Tatar, ilaveten birçok Türk Romanya’da yaşamaktadır. (Jankowski 1991: 81). Ülküsal (1987: 25) Güvenli bir tesbit yapılamayan günümüzdeki Bulgar Dobrucasını da içeren üstelik dönemi tam olarak belirtilmemekle beraber 150.000 kadar bir sayıda Türk ve Tatardan bahsedilmektedir [3].
 
Önceki çalışmalar tahminlerden ve Rus tarafından tutulan kayıtlarından sağlanmıştır, dolayısı ile onların bulguları doğru olmayabilir. Çok yakınlarda tarihçiler Osmanlı kayıtları üzerinde çalışmaya başladılar; örn; Saydam (1997) Osmanlı-Rus savaşı sonrası 1858 - 1876 yılları arasındaki dönemi incelemiştir. Erkan (1996) takip eden 1878-1908 yıllarını çalışmıştır.
 
Tatarlar ve Nogaylar birçok geleneği paylaşmaktadırlar ve bu iki grup arasında kesin bir ayırım yapmak mümkün değildir. Nogayların Kırım ve Dobruca’da olduğu gibi Tatarlar içinde kendilerine ait ve oldukça yaygın bir şekilde özel bir etnik grup oluşturması oldukça dikkat çekicidir. Doğal olarak değişik duygularda mevcuttur. Diğer taraftan bazı Tatarlar özellikle bunlardan kendilerini Tatardan ziyade Türk görenler, harflerinin farklı olması ve dillerinin anlaşılmaz olduğunu vurgulayarak, Nogaylara kendi dilleri arasındaki bağlantıları kabul etmemektedirler. Diğer yandan, bazı Nogaylar Tatarlarla yakın bağlantılarının ve dillerinin benzerliğinin farkında oldukları halde Kırımlılarla ortak hiçbir şeylerinin olmadığını; Moskova, Kafkasya, Volga veya Koban’dan geldiklerini iddia etmektedirler. Yaşlı bir kadın olan ve şu anda Ankara’da oğlunun yanında yaşayan Bayan Damakan Ünal bana; “biz Kırım değiliz onlar bize kobanşıl derler” demiştir. [veya Kubansil, Koban nehrinin kenarında yaşayanlar, H.J.]."[4] Dahası, birçok zaman geçmesine rağmen, konuşanların iddiaları onların geçmişe ait ve tarih bilgileri çok zayıf olduğundan dikkatlice değerlendirilmelidir, [5] ilginçtir ki gerçekleri karıştırmaktadırlar veya bir çokları kendilerin ağızdan söylenen metinlerinin bazı parçalarını oldukça iyi hatırladıkları halde geçmişleri ile ilgili bir şey bilmediklerini söylemektedirler. Etnik kökenleri ne olursa olsun, sonraları Nogaylar ve Tatarların tarihleri birlikte geçmiştir. Aksine karşılıklı bağlantıları yakınlaştırma noktasında aralarında nükteler söylenmiştir. Yukarıda bahsi geçen Damakan Ünal “Kırımlar bızge at etı aşagan aram nogaylar 'at eti yiyen günahkâr nogaylar' derler” demiştir [6] veya,
 
Bir Tatar bir Nogaya der ki:
Nogay, Nogay nögerek
Arabası tögerek
Nogaylarga ne kerek
Bir araba kok kerek.
 
'Nogay, Nogay dostça,
Atarabası yuvarlakça
Nogaylara ne gerek?
Bir atarabası kuru gübre gerek.'
 
Nogay cevap verir:
Kırım, Kırım kırılgay
Bır tesıkke tıgılgay
Kasık berseng kangkayır
Şömüş berseng şongkayır.
 
'Kırım Kırım kırılgandır,
Bir deliğe giresi,
Kaşık versen daha ister,
Kepçe versen keyiflenir'.
 
2. Günümüzde Türkiye’deki Kırım Tatarı Nüfusu
 
Hiçbir güvenilir rakam mevcut değildir. Emel çalışanları 6 milyonluk bir sayıdan bahsetmektedirler ve Sel “en azından 4-5 milyon” demektedir (Sel 1996: 12). Bu sayılar tahminlerden fazla değildir. Tatarlar bunu başlangıçta bir milyon göçmenin olduğundan hareketle ve bu sayıyı son yüzyılda ölçülen doğum oranı ile çarparak hesaplamaktadırlar. Dikkatli araştırmacılar bu tahmini fazla bulmaktadırlar [7].
 
Tatarların en yoğun bulundukları bölge Eskişehir şehridir. Tatar araştırmacılar başka yerlerde olduğu gibi Türkiye’de de nüfus sayımlarında azınlık olarak belirtilmediklerinden, Tatar topluluğunun sayısını hesaplamanın güç olduğunu belirtmektedirler. Onlar orada tatar yerleşimcilerin şehirdekiler de dahil 150.000 civarında olduğunu söylediler. Bununla beraber bu sayıların yaklaşık sayılar olduğunu vurguladılar. Günümüzde Eskişehir’deki Tatarlar 33 köyde yaşamaktadırlar. Tatarların yoğun olduğu diğer bölge 11 köyle Polatlıdır. Nogaylar, Tuz Gölü kenarına yakın yedi köyde yaşamaktadırlar. Eskişehir’in 33 köyünden ikisi Nogay'dır, ancak bu Nogaylar etraflarındaki Tatarlardan, Tuz Gölü Nogaylarına göre oldukça etkilenmişlerdir. Buna ilaveten, Tatarların yaşadığı iki-üç köyden veya bir semtten ve de birkaç izole yerleşimden oluşan bazı küçük bölgeler de vardır. Köylerden büyük şehirlere göçün ve köylerdeki insanların dışarıya doğru artan akımındaki devam eden süreç ile Tatarlar tüm ülkeye yayılamamaktadır. Bu aynı zamanda uyumsuzluğu ve güçlükle oluşan yeni yoğunluk bölgelerini artışını ifade etmektedir. Doğal olarak yaşlı insanlar yakın kalmaya çalışmakta, ancak eski beraberlikler kaçınılmaz bir şekilde kaybolmaktadır. Aşağıda Eskişehir İlinin tatar köyleri listelenmiştir: [8]
 
Eskişehir ili
 
a) Eskişehir merkez ilçesi
-Boyacıoğlu (kısmen Tatar)
-Karaçoban
-Gökdere
-Kireçköy, Tatarca Kireş (5 Tatar hanesi kalmış)
-Karaçay, Tatarca Karaşay (34 Tatar hane, 1 Kürt, 1 Manav) [9]
-Kalkanlı
 
b) Alpu ilçesi
-Gökçeoğlu, Tatarca Kökse(ulı) (kısmen Tatar)
-Fevziye, Tatarca Pevziye [10]
-Güneli, eski Mâmure (45 Tatar hane, 10-15 Konya'dan, diğer göçmenler Kırım'dan) [11]
-Aktepe, Tatarca ve Nogayca Rıpkiye (Nogay köyü, birkaç Nogay kalmış)
-Yeşildon[12]
-Işıkören, eski Arapkuyusu (Nogay köyü)
-Güroluk, diğer adı Kızılsuvat
-Çukurhisar (kısmen Tatar)
-Çardakbaşı
-Esence, eski Yellice (yarısının Nogay olduğu söylendi, 40 hane Tatarlara aittir) [13]
 
c) Mahmudiye ilçesi [14]
-Mesudiye, eski Taşlıhüyük ~ Taslıköy
-Serefiye, Tatarca Serepiye (Tatarlar Kırım'dan)
-Fahriye, Tatarca Pahriye
-Hamidiye, Tatarca Amidiye ~ Amdiye (kısmen Tatar)
-Akyurt, eski Lütfiye, Tatarca Lütpiye -Güllüce, eski Hayriye, Tatarca Ayriye
-Tokatmecidiye
 
d) Sivrihisar ilçesi
-Ortaklar (kısmen Tatar)
-Paşakadın
-Yaverören, Yâverören [15]
-Karakaya (kısmen Tatar)
 
e) Çifteler ilçesi, Tatarca Şıpteler
-Ilıcabaşı, Tatarca Olca [16]
-Hayriye, Tatarca Ayriye, eski Söngülük [17]
-Zaferhamit (kısmen Tatar)
-Yıldizören, eski Mecidiye köprüsü (kısmen Tatar) [18]
 
f) Seyitgazi ilçesi
-Aksaklı
-Yenikent, diğer adları Yeniköy, Tatarca Canköy
 
Yukarıda da söylendiği gibi Tatarların yoğun olduğu ikinci bölge onbir köyle Ankara ili Polatlı ilçesidir. Bu diyaleğin çalışması oldukça gelişmiştir. Öncelikle Polatlı dialektinin fonolojisi ve morfolojisi üzerine Özen (1975) tarafından hazırlanan yayınlanmamış bir doktora tezi mevcuttur. Aynı zamanda bu çalışmaya ekli olarak dil örnekleri ve sözlük bulduk. İkinci olarak, Türkiye’deki Türk Kırım Tatarları üzerine çalışan tek Tatar ve kendisi de Polatlı kökenli olan Zühal Yüksel, altı köyde kaydedilen notlar temel alınarak diyalekt üzerine bir çalışma yayınlamıştır. (Yüksel 1989) [19]. Son olarak, bir Polatlılı ve Taşpınar doğumlu olan Cengiz Evirgen, etnolekti hakkında bir elyazması sözlük oluşturmuştur. Profesyonel olmayan birisi tarafından derlenmiş olmasına rağmen, bu sözlük araştırmalara yardımcı olabilir.
 
Ankara ili
 
Polatli ilçesi:
-Eskipolatlı
-Karakaya [20]
-Karakuyu [21]
-Karapınar
-Karayavşan [22]
-Taşpınar [23]
-Tatlıköyü [24]
-Tırnaksız [25] (şimdi Sakarya)
-Toydemir
-Yenidoğan.
 
Söz konusu bölgenin sınırları dışında ancak şehre oldukça yakın diğer bir Tatar köyü vardır:
-Ahırlıkuyu.
 
Diğer köylerde de bir Tatar topluluğu bulunabilir. Örn. Yassıhüyük (antik Gordion’a yakın) ve yakın zamanlarda Tatarların taşındığı Üçpınar. Birçok Tatar şimdi çalıştıkları ve eğitim gördükleri Polatlı'da yaşamaktadır. Nogay köyleri Ankara’nın güneyinde, Tuz Gölü’nün kıyıları yakınında, Konya ve Aksaray yollarının kesiştiği yerlere yakın konuşlanmıştır. Bu bölge idari yönden Konya ve Ankara şehirleri arasında paylaşılmıştır. Bu bölgedeki Nogaylar dillerindeki benzerliğin farkında oldukları halde kendilerini Kırımla ve Kırım tatarları ile birlikte tanımlamayan bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bölgesel dil tatarlardan oldukça etkilenmiştir.
 
Konya ili
 
Kulu ilçesi
-Kırkkuyu
-Boğazören, eski Köstengil
-Ağılbaşı, eski Mandıra
-Seyitahmetli, Seydametli şeklinde telaffuz edilmektedir.
 
Ankara ili
 
a) Şereflikoçhisar ilçesi
-Akin, Agın, 232 yaşayan, 75 hane
-Şeker Köyü, Şeker, bazı Nogaylar da Seker derler
-Doğankaya, aynı zamanda Karakaya ve Abdülgedigi.
 
b) Ankara merkez ilçesi
-Ahiboz, Ayboz ~ Aboz şeklinde telaffuz edilir (kısmen Nogay) [26]
-Ballık
-Taşpınar [27]
-Günalan, diğer adı Koloz ~ Holos [28]
 
c) Bâlâ ilçesi
-Ahmetçayırı [29]
 
d) Haymana ilçesi
-Cıngırlı (önceleri Nogay köyü iken, şimdi Nogaylar dört hanede yaşamaktadır) Birkaç ailenin Cihanbeyli’nin Böğrüdelik (Konya İli) köyünden geldiği söylenir.
 
Aksaray ili
 
Aksaray merkez ilçesi
-Alaca, eski Hamidiye. [30]
Teberdar (1994: 27) Ayrancı Bucağındaki yaşlı insanlar tarafından hala işe yarar bir şekilde Kırım Tatarcası konuştuğunu rapor etmiştir. Bu bölgenin Ereğli ilçesinin batısında Karaman'ın doğusu, Karapınar’ın güneyi ve Mersin’in kuzeyinde yerleşik olduğunu söylemektedir.
 
Türkiye’nin güneyinde Adana civarında Ceyhan ilçesinde de Kırım Tatar köylerinin bulunduğu bildirilmiştir: Çakaldere, Toktamış, Küçük Kırım ve Büyük Kırım. Kırım Tataları tamamen unutulmuş olduğu söylendiğinden oralara gitmedim. [31] Ankara’nın doğusundaki Kırıkkale ilindeki birkaç bölgede dilin kaldığına dair herhangi bir delil yoktur. Tatar köyleri Keskin'de (Yoncalı, Polatyurtu ve Üçkuyu) ve Karakeçili ilçesinde (Sulubük) tür. Bunun için bak (1994: 26-27). Ersoy ve Aydın (1998) Tatar ve Nogayların Kırşehir ili Kaman ilçesi Darıözü köyünde iyi korunduğunu iddia etmektedirler. İlaveten bir Tatar köyü olan Derince Kocaeli (İzmit) ilinin Gebze ilçesinde bulunmaktadır. Geçmişte İstanbul yakınlarında üç Tatar köyü vardı: İzzettinköy, Sazlıbosna ve İmrahor. Buna karşın, günümüzde Sazlıbosna’daki yaşlı neslin sadece birkaçı hala dili konuşmaktadır. İstanbul’un kenar mahallelerinin kontrolsüz yayılması ve burayı içine alması sonuçta büyük bir gecekondu bölgesine çevirmesi nedeniyle İmrahor’da Tatar bulamadık.
 
Günümüzde Tatarların çoğu köylerinin yakın olduğu, iş ve okul bulabildikleri ilçe ve şehir merkezlerinde yaşmaktadırlar. Dağılım ilçeden ilçeye değişmektedir. Yeni yerlerinde Tatarca sadece evde özellikle yaşlı insanlar tarafından konuşulmaktadır.
 
1997 yılında, Eskişehir ilindeki onbir köye (Karaçay, Güneli, Aktepe, Esence, Şerefiye, Yıldızören, Mesudiye, Işıkören, Ilıcabaşı, Karakaya ve Yaverören) ve 1998’de diğer üçüne (Kalkanlı, Aksaklı ve Canköy (Yenikent)) gittim. Başlangıçta daha önce oldukça iyi çalışılmış olduğundan Polatlı’da geniş bir çalışma yapmayı düşünmüyordum. Aynı zamanda Eskişehir’deki insanlar Polatlı’nın küçük, hepsinin bir arada ve dilin diğer bölgelere göre daha iyi korunmuş bir bölge olduğunu söylediler. Sonuçta bölgeyi ziyaret etmeye ve bu önerileri detaylandırmaya karar verdim. Bulduklarım söylenenlere oldukça tersti. Bütün köyler boşaltılmış, evler yarı terk edilmiş ve hiçbir hayat işareti yokmuş gibi görünüyordu. Şehirde oturan Tatarlar, memleketlerinde bıraktıklarını sadece bazen ziyaret ediyorlardı. Asimilasyon belki de Ankara’ya olan yakın mesafeden (bir saatlik yol) ve elverişsiz tarım şartlarından dolayı Eskişehir’dekinden daha güçlü görünüyordu.
 
Ankara yakınındaki Tatar köylerinden Ballık ve Taşpınar'a (Polatlı’daki Taşpınarla karıştırılmamalıdır) gittim, orada Tatarca konuşabilen birisi ile karşılaşmak oldukça zordu. Köylülerin yakın ilçe olan Kulu’da oturduğu, Kırkkuyu hariç tüm Nogay köylerine gittim. Son olarak benim çalışmamda İzettinköy, Sazlıbosna, ve İmrahora ilaveten Çorum ili Alacahüyük yakınında küçük bir köy olan Kalecikaya ele alınmıştır. İlaveten Eskişehir, Alpu, Mahmudiye, Çifteler, Polatlı, Kulu, Ankara ve İstanbul olmak üzere bütün şehirlerdeki rehberlerimle birlikte çalıştım.
 
3. Türkiye’deki Tatarların Etnik Kökeni
 
Benim çalışmamdaki topluluk Tatarlar, Nogaylar ve Gipsiler olarak ayrılabilir. Tatar topluluğu en genişidir. Onlar kendilerine tatar demektedirler, örneğin: Men Tatarman 'Ben Tatarım', dilleri Tatarcadır. Dobruca veya Kırım’dan gelmişlerdir. Sadece birkaçı Türkiye’ye başka ülkelerden gelmişlerdir, örneğin bir tanesi Almanya’dan gelen eski Alman askeri. Kökeni ve alışkanlıkları ayrıt edilmeksizin çoğunluğu kendilerini Kırım veya Tatar olarak görmekte ve her ikisinin de bir millet olduğunu düşünmektedirler. Sadece birkaçı için daha geniş bir duygu olarak Türk olmak daha önemlidir.
 
Nogaylar açısından, Eskişehir ve Tuz Gölü Nogayları arasında fark vardır. Hem Nogay hem de Tatarların Moğollarla muhtemel ilişkilerinden dolayı, Eskişehir’dekiler normal olarak Tatarlardan dil ve antropolojik olarak farksızdır. Sadece kendilerine Nogay demelerinden dolayı komşuları olan tatarlardan bir farkları vardır. Bu Nogaylar ve Tatarlar arasında belirgin bir sosyal farklılık yoktur. Son grup ise farklıdır. Önemli olan onların farklı etnik bilincidir. Dillerindeki benzerliklere rağmen görünürde yakın sosyal ilişki olmaması oldukça ilginçtir. Tatarlar da onları bilmemektedirler.
 
Temas halindeki Tatarlar ve Nogaylar arasındaki ilişkiler ulasal olarak belirgin değildir. Zararlı, saldırgan türden yaklaşımlar yoktur. [32] Çoğunluk olarak Alpu’da yaşayan Gipsilerin durumu farklıdır. Onlar şehir merkezinin ayrı bir bölgesinde yaşamaktadırlar. Başkaları ile kendileri hakkında konuşurlarken Tatar olduklarını söylerler. Tatar Gibsileri tarif ederken Gipsilerin kendilerinin bu terimi kabul etmedikleri iddiası ile beni uyardılar. Gipsiler ve Tatarlar iş sahasında birbirleri ile temas halindedirler ve normalde davetlerinde ve sosyal olaylarında birbirlerini davet etmemektedirler. Her iki etnik grup arasındaki ilişkiler iyidir. Tatar dilini oldukça iyi sürdürdükleri için Gipsilere gitme konusunda Tatarlar tarafından cesaretlendirildim ve onlarla konuştum.
 
4. Dil
 
İncelenen topluluk yukarıda açıklanan gruplar açısından dil olarak homojendir denilebilir. Eskişehir Tatarları ve Nogaylarının konuştukları dil çok farklı değildir. Bunun yanında Nogayların söyledikleri şiirlerin dili Nogayların bazı farklı karakterlerini göstermektedir. Nogay özellikleri Tuz Gölü Nogaylarının günlük konuşmalarında oldukça belirgindir.
 
Halen topluluğun büyük çoğunluğu çift dil kullanmaktadır. Sadece yaşlılar Türkçelerinin iyi olmadığını söylerler, ancak doğrusu Türkçe oldukça iyi anlaşmaktadırlar. Tatarlar nispeten Tatarcadan Türkçeye kaymaktadırlar. İletişim durumu dil kayması açısından tipiktir. Dil karışması olayında olduğu gibi büyükanne ve büyükbaba kuşağı dilin en iyi yorumuna sahiptir. Onlar normalde kendi aralarında ve çocukları ile konuşurken tatarca konuşurlar. Onların çocukları olan Kırk-elli veya daha fazla yaşlardaki ve çoğunluğu emekli toplum ebeveynlerini hedef almadıkça Türkçeyi tercih ederler, onlara öncelikle tatarca konuşurlar. Onların çocukları ve torunları birçoğu tatarca anladıkları halde bazı yaygın tatarca ifadeler, selamlamalar ve yemek isimleri hariç, birbirleri ile ve ebeveynleri ile konuşurken sadece Türkçe konuşurlar. Bu durum tatil boyunca köyde ne kadar süre ile kaldıkları vb. gibi aile durumlarına göre değişir. Büyük ve büyük büyük ebeveynlerinin Türkçe yorumlarının sınırlı olması ve gençlerle Türkçe konuşmaya çalışmalarının bir önemi yoktur. Bunu tatarca konuşmaktan dolayı okullarda engellenmemeleri amacıyla yaptıklarını söylemektedirler.
 
Doğal olarak dil tercihi sosyal faktörlere de bağlıdır. Eğitimli insanlar tüccar, zanaatkâr ve işçilere göre daha fazla asimile olmuştur. Onların sadece bir kaçı Tatarca konuşmayı tercih etmektedir. İletişim dili tatarca olan sadece birkaç aile ile karşılaştım. Bu ailelerin üyeleri Tatarca konuşamayan ve zorlukla anlayan ileri gelenlerine konuşurken Türkçeyi kullanan gençler hariç, diğer tatarlarında Tatarca konuştuğunu ifade etmektedirler.
 
Öğretmenler de dahil bir tek Tatar bile dil kaymasını durduracak veya geri çevirecek bir çalışma yapmamıştır. Tatarca dil kursu sağlayan hiçbir okul veya diğer bir kuruluş yoktur. Bu durumda hiç kimsenin dil öğretimi için yazı kitapları, sözlükler ve diğer araçları düşünme ihtiyacı olmadığı görülmektedir.
 
Sonuç olarak, Tatarca sadece evde ve yaşlı Tatar nesil arasında konuşulmaktadır. Hiçbir yazılı standart yoktur. Türkçeye kayma gönüllü ve herhangi bir politik yüklenme olmaksızındır. Tatarlar başka alternatiflerinin olmadığını ve daha önce kendilerinin olduğu gibi çocuklarının da profesyonel kariyerlerinin engellenmiş olmasını istemediklerini söylemektedirler. Bayar ve Bayara göre insanlar çocuklarını daha iyi okullarda okutabilmek için köylerini terk etmiştir. Günümüzde bu sadece bir tercih değil aynı zamanda zorunluluktur. Çünkü ayrılan genç nüfus ile okullar kapanmıştır. [33] Köy okullarındaki eğitim standartlarının oldukça düşük olması açısından hiç kimse buna itiraz etmemektedir. Genç Tatar ve Nogayların çoğunluğu mezuniyetten sonra köylerine dönmemektedirler.
 
Özellikle Tatarcanın daha prestijli ve baskın Türkçe tarafından oldukça etkilenmiş olduğu güncel durumda Tatarca ve Türkçe benzer dillerdir. Konuşma esnasında kaymanın her şekli olmakta ve görülmektedir. Kayma; bir kelime, deyim, cümle ile sınırlı olabilir veya daha uzun bir konuyu içerebilir. Türkçeden kalıpsal veya pragmatik birçok kopya vardır. Türkçe etkisinin en az görüldüğü Tatarcaya televizyon veya Tatarca konuşmayan diğer insanlar tarafından bozulmayan yaşlılarla konuşma esnasında karşılaşılmaktadır. Köylerde yaşlı insanlar, normalde anlayan ve bazılarının cevap bile veren bazı yöresel tatar olmayanları da tatar olarak göstermektedirler. Bunun yanında bilinmeyen birisi ancak Tatarcadan döndükten sonra Tatar olarak gösterilirdi. Benzer durumlar Nogaylar arasında da görülmektedir.
 
Günümüzdeki Kırım Tatarlarcasının lokal diyalektten oldukça farklı olduğu yaygın bir görüştür. Anlaşılamama durumları sıktır. Tatarlar, ne Rusçadan (Kırım’da olduğu gibi) ne de Türkçe’den (Türkiye’de olduğu gibi) etkilenmediği için en iyi Tatarcanın Dobruca’da konuşulan olduğunu söylemektedirler. Elbette ki bu fikir, Kırım’dan Dobruca’ya olan geçmişteki göçlerin yarımadanın kuzey ve orta kısımlarından ve Kerç’ten olmasına rağmen, konuşulan dilin Kırım’ın kuzeyinden oldukça farklı olması nedeniyle biraz yanıltıcıdır. Bunu ispatlamak için Ayrancı Bucağındaki durumu gösterebiliriz (yukarıya bakınız).
 
Kısacası, dil kaymasının devam eden ve kaçınılmaz bir süreç olduğunun söylenmesi gerekir. Güncel hayat ve olayların bütün şekillerinden etkilenmektedir. Tatarca dilinin kalanları örnek Tatar mutfağı içeren kültürün kalanları süresinde yaşayacaktır. [34] Tatar dili festivallerde ve sahnelerde duyulan şarkılarda ve söylemlerde yaşayabilir.
 
5. Kültür
 
Hızlı asimilasyona rağmen, bir Tatar köyü bir Türk köyünden farklıdır. Köyler standart bir düzene sahip değildir, birkaç köy Kırım yerleşimlerine benzer ve modern Kırım köylerinin düzeni taklit eden Seferiye’de olduğu gibi tipiktir. Köy evinin arsası, her zaman duvarla çevrilidir, avlu oldukça geniştir ve yaşanan ev ve dış binalar geniştir. Gerekli malzemelerin konduğu ambarlar yaşanan evden ayrıdır. Evler Türk evlerindeki gibi kerpiçten yapılmış ve üzeri toprak veya kiremit çatı ile kapatılmıştır. [35] Birçok evin içi ve düzenlenmesi Türk evlerinden farklı değildir. Milli kıyafetler korunmamıştır. Halk ülkede ne bulabildiyse onu giyer. Bazı Tatar kadınlar kapalıdır ancak baş örtme özellikle yaşlı kadınlar arasında yaygındır. [36] Tatarlar bana atalarının burada bilinmeyen tarım aletleri, makinalar, teknolojiler getirdiklerini ve bölgelerindeki insanların ekip biçmeyi ve yeni ürünlerin ziraatını onlardan öğrendiğini anlattılar.
 
Tatar mutfağı Türklerinkinden farklıdır. Belki de Kırımdan kalan Slav ve Dobruca’dan kalan Roman etkisi ile birçok hamur işi ve pasta çeşitleri yaparlar. Tatar mutfağı Tatar kültürünün en dirençli ve hatta pahalı komponenti olarak görülmektedir. Eskişehir’de Tatar yemekleri birçok lokantada ve barda sunulmaktadır ve oldukça yaygındır. İçecekler Türklerinki ile aynıdır. Türk yoğurduna katık denir ve yoğurt ayran veya cazma olarak içilir. Nogayşay veya ayakşay olarak bilinen taslardan içilen gerçek Nogay çayı içen Tuz Gölü Nogayları haricinde çayın servisi Türk usulü ile servis yapılır.
 
Ulusal kültürel geleneklerin görünmemesinin yanında birçok yaşlı tatar tipik Tatar şarkı ve şıngları hatırlamaktadır. Bu kısa mısralar temel olarak bir diyalog halinde bir genç kız veya erkek tarafından söylenmekte veya telaffuz edilmektedir. Yaşlılar ise özellikle davetlerde, toplantılarda, törenlerde veya sadece eğlence olsun diye veya başka bir nedenle söylemektedir. Genellikle genç bir erkek başlar ve bir kız cevap verir. [37] Rehberlerimin, şıngların hünerli söyleyenleri tarafından ortaya çıkarıldığını söylemelerine rağmen Kırım, Özbekistan ve Dobruca’dan olduğu bilinen kayıtlarlardaki şınglarla karşılaştırıldığında, birçok mısranın aynı olduğu görülür. Ağızdan söylenen edebiyatın diğer bir çeşidi ise bilmecelerdir. Tatarca tapmaşa, Nogayca cumak. Peri masalları, Tatarca masal, Nogayca ertengi, destansı hikâyeler ve destanların hemen hemen tamamı unutulmuştur. Polatlı, Ilıcabaşı ve Eskişehir’de sadece üç kişiden kısa destan parçaları kaydedebildim. [38] Aynı şekilde Güney Kırım için tipik olan ve Türkiye’den gelen mani seyrektir. Açıkçası; yüzyıllardır var olan yaygın Tatar edebi geleneği güncel hayattaki hızlı değişiklikler, göçler ve standart Türk kültürü ile olan yoğun temaslarla kaybolmaktadır.
 
Şu anda köylerin temel nüfusunu oluşturan yaşlılardan ayrı birçok aile bir çifte hayat yaşmaktadır. Belki de bunun en yaygın modeli şöyledir. Orta kuşak yazın ilkbahar ve sonbaharda işi olduğu sürece köyde yaşar. Çocuklar köye sadece yaz tatillerinde gelirler ve Eylülde okullar açıldığında şehirlere dönerler. Şehirde iken onlar kendilerine bakan büyükanne ve büyükbabaları ile birliktedirler. Doğal olarak, özellikle köy ve şehir arasındaki mesafe uzak değilse, karşılıklı kısa ziyaretler sıktır. Kışın, kışlık stoğu yapmayan Tatarlarda şehre gider ve ilkbaharda dönerler.
 
Günümüzde birçok tatar eğitimlidir. Doktorlar, mühendisler, öğretmenler, avukatlar, iş adamları, her alanda aktif insan mevcuttur. Entellektüller ve zengin aileler kendilerini diğer Tatarlardan ayırt etmezler, birçoğu muhtaçlara yardım eder. Genellikle yaşlılara hürmet edilir. Köylerin boşalmasının altında yatan genel faktörlere ilaveten, özel durumlar da vardır. [39] Bu köyler sulu tarım sorununun çözülmesiyle ile yaşayabilecek gibi görülmektedir. Çiftçiler sulama araçlarının üstesinden gelebilmenin oldukça pahalı olmasından şikâyetçidir, buna rağmen iyi kazanmaktadırlar. Diğer Tatar köylerinin alternatifi yoktur ve kaybolacaklardır.
 
Tatarlar ve Nogaylar Sünni müslümandırlar. Eskişehir’de bir tane Tatar kökenli imam vardır ancak camide Tatarca konuşmamaktadır; O bile Türkçe vaaz vermektedir. Bana bir de Nogay imam olduğu söylendi ancak onun vaazını dinleme fırsatım olmadı. Yine de camide farz ibadetlerin geleneksel dili olan Arapçaya ilaveten hangi dili kullandığını biliyorum. Diğer imamlar Türk ve birisi de Kürt idi.
 
Köylerde, Tatarlar çiftçidir ancak onların birkaçı kışlık erzak depolamaktadır. Koyun yetiştiriciliği Nogaylarda Tatarlardan yaygın görülmektedir, ancak çobanlar genellikle Türkmendir. Türk ve Kürt kadınlarının aksine, Tatar kadınları tarlada çalışmaz. Tatar olmayan kadın çalıştıran birkaç Tatar gördüm. Tatarlar bana karısını veya başka bir kadın akrabasını tarlada çalıştırmanın ayıp olduğunu söylediler. Buna karşın kadının evde yapacak birçok işi vardır. Tatar Gipsiler tarımla uğraşmamaktadır. Zanaattan para kazandıklarını söylediler. Başkalarından öğrendiğim seyyar satıcılık yaptıklarıydı. [40]
 
Köy evine davet edilen bir konuk ailenin diğer üyelerinin de olduğu halde evin büyüğü ile bir akşam yemeği yer. [41] Yemekten sonra kadın erkek ailenin tüm fertleri çay veya cazma içerler. Ev dışında Türk gelenekleri uygulanır. Birçok köyde sadece erkeklerin gittiği bir kahve vardır. Düğünlerde kadın ve erkekler avluda ayrı oturur ve oynarlar. Yaşlılar evde oturur ve sohbet ederler, bekâr gençler birlikte oynarlar. Yeşildon’da gidip görmek istememe rağmen halk bana bunun kabul edilmediğini söyledi. Düğünlerde damadın tercihine göre Türk rakısının da verildiği görülür. Kahvelerde alkollü içki bulunmaz.
 
Kırsal toplumda Türklerle evlilik görülse de, Tatarlar ve Nogaylar genellikle Tatar ve Nogay kızlarla evlenirler. Tatarlar ve Nogaylar arasında da evlilik vardır ancak bunlarla Kürtler ve Gipsiler arasında hiç evlilik yoktur. Sözlü ifade temelinde eski karışık evliliklerin yaygın olmadığı söylenebilir.
 
Nogaylar ve bölgesel Türkler arasındakine göre Tatarlarla olanlar arasında belirgin fark vardır. Birincisi; Nogaylar hala Türkler ve Tatarlarda bilinmeyen, örneğin kadın adı olarak Boldukhan, Damakan ve erkek adı olarak ta Keldimurat gibi birkaç özel Nogay adlarını korumakta iken, Tatarlar Türkler gibi aynı isimleri kullanmaktadırlar [42] İkincisi; yaşlılar hayvan isimleri ile anılan Nogay takviminin adlarını hala hatırlamaktadırlar. Üçüncüsü; Köstengil (Boğazören) ve Seyitahmetli’deki eski mezarlarda tamga olarak bilinen boy işaretleri yazılı birçok mezar taşı vardır. Dördüncüsü; yaşlılar ve birçok genç nogayın kendi boyunu bilmesi gibi eski kabile geleneklerinin kalıntıları vardır. Bunlardan bazıları Yetsan (Cestan), Yetişkul (Yetiskul), Yenboyluk (Comboyluk) boylarındandır. [43]
 
6. Tatar ve Nogay Organizasyonlar
 
En büyük Tatar kuruluşu Kırım Türkleri Kültür Yardımlaşma Derneğidir. Bu dernek batı ve orta Türkiye boyunca bölgesel şubelere sahiptir. İlave olarak, Emel ve Kırım adındaki yayınlarından dolayı bilinen iki organizasyon vardır. İkincisi Volga Tatarları, Baskırtlar, Kumuklar, Karaçaylar, Malkarlar, Nogaylar, Kazaklar ve Kırgızlar gibi Kıpçaklara yakın bağlılığı olan, diğer Türk toplulukları daha çok konu alırken birincisi Kırım üzerinde daha yoğunlaşmış görülmektedir. Emel ve Kırım arasında oldukça ayırıcı politik bağlantılar vardır. Buna karşın her iki gruplaşma aynı şekilde Kırıma kendi vatanları olarak bakmaktadırlar ve birçok ileri gelen kendilerinin temel amaçlarının vatanlarına geri dönme konusu olduğunu hatırlatmaktadırlar. Kırımdaki olayları yakından takip etmektedirler, Kırım tatarları ile iletişim halinde kalmaktadırlar ve Kırım organizasyonlarını desteklemektedirler.
 
Nogaylar Ankara’da Celalettin ERBAY başkanlığındaki bir dernekte organize olmuşlardır. Bu dernek dağılmıştır ve Musa ÜNAL başkanlığında yeni bir dernek kurulmuştur.
 
Referanslar
 
[1] Andrew W. Mellon fonuna ve ilaveten Türkiye’deki Amerikan Araştırma Enstitüsüne bana çalışmamda yardımları, rehberlik ve finansman sağladıkları için samimi teşekkürlerimi sunarım. Eskişehir’deki Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneğinden Erol Uluçay’a Polatlı’dan Cengiz Evirgen’e, Nogay Türklerinden Ankara’daki Musa Ünal, Sami Nogay ve Celalettin Erbay’a, Akin’den Ahmet Sütbaş’a ve açıkça bilgilerini, zamanlarını, arabalarını, yemeklerini veren ve konaklamamı sağlayan tüm Tatar ve Nogay dostlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Bu makalenin bir Polanyaca versiyonu Rocznik Tatarów Polskich (Polonya Tatar Dergisi)’nde çıktı. Sayı. 6, 2000, 118-126.
 
[2] Kırım Tatarlarından, kendilerinin de normalde söyledikleri gibi 'Tatarlar' olarak bahsettim. Aşağıdaki 3 ncü kısma bakınız. Eskişehir’de Osmaniye adında sadece bir tek Volga Tatar köyü olduğu not edilmelidir, onlarda kendilerine Tatar demekte ve dillerinin de tatarca olduğunu söylemektedirler. Osmaniye’den birkaç Tatarla karşılaşmama rağmen, onların değişik bir ulusal gruptan oldukları konusunu konuşmamalıydım. İlave olarak Hem Tatar ve hem de Türk bilim adamları ile olukça çok çalışma yapıldı ve Fatma Özkan tarafından Türkiye’de bir yazı yayınlandı (1997).
 
[3] Bu kitabın ilk baskısı Romanya’da 1940 yılında ve ikincisi 1966 yılında Ankara’da yayınlandı.
 
[4] Dariözü’ndeki Nogaylardan Ersoy ve Aydın tarafından aynı şeyler yayınlandı (1998: 31).
 
[5] Aynen, Ersoy ve Aydın (idem, p. 31-32).
 
[6] Doğal olarak cevaplayanlar bunu inkar etti.
 
[7] Üstelik sayılardaki aşırı tahminler Kırım Hanlığındaki bazı eski Tatar otörlerden sağlandı. Ülküsal 4-5 milyonluk bir topluluktan bahsetmektedir (1980:37).
 
[8] Tanımlar kısmındaki Resmi Türkçe terimler il, ilçe olup, yaşlılar eski Osmanlıca terimler olan vilayet ve kaza terimlerini kullanmaktadır.
 
[9] Köyler hakkında daha fazlası için Gence’ye bakınız (1995:28-30), Ona göre 1882’de Kırımdan, Karatay şehrinden ve Romanya ilinden gelen göçmenler tarafından kurulmuştur.
 
[10] 1901 yılında Kırım’daki Kezlev ve Kerch’ten Tatarlar tarafından rivayetle kurulan köy, bakınız Karas (1995:17-19).
 
[11] Köyler üzerine daha fazlası için, bakınız Uygur (1995:26-31).
 
[12] Kırım Tatarları tarafından 1897 yılında kurulan köy, bakınız Karas (1996:40-42).
 
[13]Köyler üzerine daha fazlası için, bakınız Karas (1997:37-38); Nogaylar belirtilmemiştir.
 
[14] Mahmudiye bölgesi hakkında daha detaylı bilgi Tezcan (1982)’da bulanabilir. Bu yazara göre, Büyük köy Hamidiye’dir (1890’da Kırım Tatarları tarafından kurulan), 1980’de 1, 251 nüfuslu, Taşlıhüyük (1900’de Kırım Tatarları tarafından kurulan) 719 yerleşik nüfus, Şerefiye (1903’de Kırım Tatarları tarafından kurulan) 201 kişi, Fahriye 162 kişi, Güllüce (Kırımdan ve Dobruca’dan göçmenlerle) 132 kişi, ve Tokatmecidiye (1884’de Kırım ve Dobruca Tatarları tarafından kurulan) 149 oturan. Akyurt (eski Lütfiye) (1887’de Kırım ve Dobruca’dan on kişi tarafından kurulan, 1915 yılında Dobruca’dan göçmenlerle ve Bulgaristan’dan birkaç aile ile devam eden) (Tezcan 1982:27-101).
 
[15] Köyler üzerine daha fazlası için bakınız Aygördüler ve Aygördüler (1997:37-41); Köylerin 1895-1897 yıllarında Kırımdan Tatar yerleşimciler tarafından kurulduğu söylenir.
 
[16] Köyü anlatan Sak, (1995: 23-24), 1874 yılında kurulduğunu ve Kırımdan, Romanya ve Bulgaristan’dan ve Türkiye’nin diğer bölgelerinden gelen Tatarların oturduğunu söyler. Köyün Tatar ismini belirtmektedir.
 
[17] Köyün eski ismini söyleyen Karas’a göre (1994: 24-30), Süngülyük, 1902 yılında Akmescit ve çevresinden gelen Tatarlar tarafından kurulmuştur.
 
[18] Karas’a göre (1995b: 33-36), köy 1904-1905 yıllarında Kırımın değişik yörelerinden gelen Tatarlar tarafından kurulmuştur.
 
[19] Bu çalışmada sunulan ve incelenen materyal Tatlıkuyu, Karakuyu, Karayavşan, Karakaya, Taşpınar ve Tırnaksız’da yazılmıştır. Günümüzde dilbilgisi açısından Türk öğrencilerin azınlıkları ve kendi dillerini çalışarak başladığını not edilmelidir. Eskişehir’deki saha çalışmam sırasında, Erzincan’dan Bayan Arzu Taner kendi tezi için Tatar hikâyelerini ve şarkılarını kaydetti. Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nde Nogaylar üzerinde çalışan Bayan Dilek Ergönenç, yerel Nogay dialektini araştırarak başladı. Türkiye’de kendi dillerini konuşabilen Nogayların olduğunu öğrendiğinde şaşırdığını söyledi.
 
[20] Bak Yüksel (1994a: 24-28).
 
[21] Bak Yüksel (1996: 30-34).
 
[22] Bak Yüksel (1994b: 30-34).
 
[23] Bak M. Yüksel (1993 :31-34).
 
[24] Bak Yüksel (1998: 26-31).
 
[25] Bak Bayar ve Bayar (1993: 35-36).
 
[26] Bavbek’e göre (1993:8), köy 1860’tan beri vardı.
 
[27] Bavbek’e göre (ibid), köy Romanya’dan gelen Tatarlar tarafından 1306-1324 (i.e. 1890-1908) yılları arasında kurulmuştur.
 
[28] Bavbek’in görüşüne göre (ibid), Günalan 1908 yılında Romanya’dan gelen yerleşimciler tarafından kurulmuştur. Bu köyün Taşpınar ve Ballık gibi Gölbaşı gölü üzerinde, Ankara’ya yakın ve çekici bir yerde olması, şehirleşme ve ikamet edenlerin değişmesinin hızlı bir sürecini getirmiştir.
 
[29] Köy hakkında bakınız Elmacı (1996:30-31).
 
[30] 1899 yılında kurulan köy hakkında, bakınız Doğan ve Gökdemir (1995: 39-40). Köyde yerleşik Tatarlar Güney Kırımdan gelmiş olması nedeniyle, Türkçeye çok yakın olan dilleri hızla Türkçe ile yer değiştirmiştir. Sadece birkaç yaşlının ana dillerini hatırladıkları bildirildi.
 
[31] Ayrancı Bucağı’nda olduğu gibi, Tatarların Türklere çok yakın olduğu güney Kırımdan geldiği söylenir. Önceki dipnotlara da bakınız.
 
[32] İleri gelenlere göre büyük şehirlerde politik ve etnik görüşlerin belirgin bir şekilde değişebilmesi açısından bu kabul edilemez.
 
[33] Akin, ziyaret edilen köylerden çocuklar için okulun açık olduğu tek köydür.
 
[34] 16. yüzyılın sonlarında etnik dilleri Yerel Slav dili ile yer değiştiren Polanya-Litvanya Tatarları tarafından kullanılan bazı yemek adlarının korunması iyi bir paralelliktir (Cazma ve bielusz, et vb. ile doldurulmuş bir çeşit pasta).
 
[35] Eskişehir bölgesinin de Anadolu Türkleri’nin oturduğunu not etmek gerekir. Çekirdek nüfus Manavlarla birlikte, Tatarlar ve Nogaylar, Türkmenler (Yörükler) ve Bulgaristan’dan Türk göçmenler, Macirler (muhacir 'göçmen') dir. Şimdi terk edilen köylere ve evlere doğu illerinden gelen Kürtler yerleşmektedir. Diğerlerinin aksine Tatarlar onları sevmemektedir. Kürtleri Anadolu halkı, Tatarlar ve Nogaylarda kesinlikle olmayan hırsızlıkla suçlamaktadırlar. Bazı bölgesel Tatar toplulukları Kürtlerin köylerine yerleşmesine izin vermemektedir.
 
[36] Küçük ve dağınık yerlerde yaşayan Tatar ve Nogay toplulukları, Türklerin etkisini belirgin ve oldukça kabullenmiş görünümdedir. Örneğin, yoğun bir Tatar bölgesinden uzak olan Kalecikaya’daki Tatarlar komşu Türkler kadar muhafazakardır. Kızlara ve kadınlar köyde yürürken bana bakmadılar. Türbanlı kızlar olarak bilinen Türk kızları kadar kapalı başörtüsü takarlar.
 
[37] 1995 yılında Karakaya’daki Ulusal Tatar Tepreş Festivalindeki törende duyduğum nogay beyitleri veya nogay şarkılarına benzeyen herhangi bir şarkı kaydedemedim.
 
[38] Dediklerine göre Cantemir ve onun iki kardeşi Romanya’da çocukluklarında uzun bir şiir öğrenmişler.
 
[39] Yukarıya bakınız bölüm 4 ve dipnot 28.
 
[40] Memiş (7-22)’e göre: Kırım Gipsileri müzik sanatı (çalgıcılar), kuyumculuk (altıncılar, quyumcular), sepet dokumacılığı (sepetçiler) ve ayı yetiştirme (ayuvcular) faaliyetlerinde organize olmuşlardır. Bu etnik grup hakkındaki yazılar oldukça sınırlıdır.
 
[41] 1998 yılında ikinci defa birkaç aileyi ziyaret ettiğimde; bana bir dost gibi davrandılar ve kadınlarla birlikte yemek yedik.
 
[42] Bu isimler Baskakov’un standart Nogayca-Rusça sözlüğündeki isim listesi ekinde yoktur (1963).
 
[43] Daha doğrusu, bunlar kabile federasyonlarıdır. Kabile işaretlerinin adı ile kabileler anlatılırken, Kırım Nogayları bu kabile birleşmelerine tabın derler. Örneğin; Ay Tamga “ay işareti” ve Ergenek Tamga “kemer işareti".
 
Bibliyografya
 
AYGÖRDÜLER, Muammer, Ergin AYGÖRDÜLER. 1997. "Yâverören Köyü", Emel 222 (1997), 37-41.
 
BASKAKOV, N. A. (ek). 1963. Nogajsko-russkij slovar'. Moskva: Gosudarstvennoe Izdatel'stvo Inostrannyx i Naucnyx Slovarej.
 
BAVBEK, Osman. 1993. "Kırım'dan Anadolu’ya Göçler Hakkında Yazılı ve Sözlü Belgeler", Kırım 2 (1993), 7-8.
 
BAYAR, Hamdi, Kemal BAYAR. 1993. "Sakarya (Tirnaksiz) Köyü", Emel 198 (1993), 35-36.
 
DOGAN, Hikmet, Ahmet GÖKDEMIR. 1995. "Hamidiye (Alaca) Köyü", Emel 210 (1995), 39-40.
 
ELMACI, Ekrem. 1996. "Ahmetçayırı Köyü", Emel 214 (1996), 30-31.
 
ERKAN, Süleyman. 1996. Kırım ve Kafkasya Göçleri (1878-1908). Trabzon: Karadeniz Teknik Üniversitesi.
 
ERSOY, Ümit, Tutku AYDIN. 1998. "Darıözü Köyü", Emel 225 (1998), 31-34.
 
FISHER, Alan. 1978. The Crimean Tatars. Stanford: Hoover.
 
GENCE, Behçet. 1995. "Karaçay Köyü", Emel 209 (1995), 28-30.
 
IÇIN, Recep. 1994. "Yoncalı (Göztepe) Köyü", Emel 200 (1994), 26-27.
 
JANKOWSKI, Henryk. 1991. "A török-tatár kisebség Romániában", Keletkutatás 1991,1, 81-86. KARAS, Ertugrul. 1994a. "Hayriye Köyü", Emel (205), 24-30.
----------------------- 1994b. : "Yıldızören Köyü", Emel (208), 33-36.
----------------------- 1995. "Fevziye Köyü", Emel (207), 17-19.
----------------------- 1996. "Yeşildon Köyü", Emel (212), 40-42.
------------------------1997. "Esence (Yellice) Köyü", Emel 223 (1997), 37-38.
 
MEMİŞ Reşid. 1996. "Zabytoe plemja", Kasevet 25 (1996), 22-27.
 
ÖZEN, Ahmet. 1975. A Dekodive Study of the Phonology and Morphology of Crimean Tatar. Ankara [unpublished doctoral thesis, the University of Hacettepe].
 
ÖZKAN, Fatma. 1997. Osmaniye Tatar Agzı. Ankara: TDK.
 
SAK, Cengiz. 1995. "Ilıcabaşı Köyü", Emel 206 (1995), 23-24.
 
SAYDAM, Abdullah. 1997. Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876). Ankara: Türk Tarih Kurumu.
 
SEKERINSKIJ, S. A. 1988. "Iz ètniceskoj istorii Kryma i Severnoj Tavrii (vtoraja polova XVI - nacalo XX v.", Sovetskaja Tjurkologija 4 (1988), 87-97.
 
SEL, Ünver. 1996. "Kırım, Kırım Tatarı ve Anadolu’ya Göç", Kırım 14 (1996), 11- 12.
 
TEBERDAR, Esra F. 1994. 1994. "Ayrancı Bucağı", Emel 204 (1994), 27-28.
 
TEZCAN, Erhan. 1982. Eskişehir Mahmudiye İlçesi. Eskişehir.
 
UYGUR, Emel. 1995. "Mâmure (Güneli) Köyü", Emel (211), 26-31.
 
ÜLKÜSAL, Müstecip. 1980. Kırım Türk-Tatarları. (Dünü - Bugünü - Yarını). Ankara.
--------------------------- 1987. Dobruca ve Türkler. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
 
YÜKSEL, Münir A. 1993. "Taşpınar Köyü", Emel 199 (1993), 31-34.
 
YÜKSEL, Zühal. 1989. Polatlı Kırım Türkçesi Ağzı. Anakara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
---------------------- 1994a. "Karakaya Köyü", Emel 201 (1994), 24-28.
---------------------- 1994b. "Karayavşan Köyü", Emel 203 (1994), 30-34.
---------------------- 1996. "Karakuyu Köyü", Emel 213 (1996), 30-34.
---------------------- 1998. "Tatlıkuyu Köyü", Emel 224 (1998), 26-31.
 
 
*Henryk Jankowski, 1986 yılında Polonya Poznan’da, Ph, D ünvanını aldığı Adam Mickiewicz Üniversitesinde, profesör, yakın ve orta doğu dilleri bölümünün başkanı, ve oryantal çalışmalar başkanıdır. Anadili Polonyaca’nın yanında, İngilizce, Macarca, Türkçe ve Kırım Tatarcasını iyi bilmektedir ve diğer Türkçe diller olan Kazakça, Kırgızca ve Nogaycaya iyi bir alışkanlığı vardır. Türklük çalışmaları üzerine doksana yakın yayının yazarı olan, Profesör Jankowski, Kırım, Türkiye ve Polanya’daki Tatarlarlara özel ilgisi vardır.

18507 defa okundu 
 

Bu habere yorumlar




 
 
 
  online ziyaretçi: 11
online üye: 0
109.162 Ziyaretçi
Hacı Alibey Mh. Ülkü Sk. No:11/A ESKİŞEHİR
Telefon: 0222 230 96 33
eskisehirreklam.com